Rss

  • youtube

Sözleşme Kavramı ve Sözleşmelerin Sınıflandırılması

Sözleşme, iki tarafın karşılıklı irade beyanları ile kurulan bir hukuki işlemdir. İki tarafın iradelerinin karşılıklı, yani birbirine uygun olması gereklidir. İrade açıklamaları ise açık veya örtülü şekilde yapılabilir.

İrade beyanı subjektif ve objektif unsurdan oluşmaktadır. Subjektif unsur kişinin sözleşme yapma iradesini ifade ederken, objektif unsur bu iradenin açıklanması, yani beyan edilmesidir. Bunu daha rahat şu şekilde hatırlayabiliriz:

Subjektif dediğimiz unsur her zaman subje ile yani kişi ile ilgilidir. Burada da subjenin, yani irade sahibi kişinin, kendi içindeki, açıklanmamış irade subjektif unsurdur.

Objektif unsur ise her zaman objektif, yani kişinin kendisinden bağımsız bir bakış açısı ile olaylara bakmayı gerektirir. Kişinin tamamen subjektif olan, kendi içinde var olan, kimsenin bilmediği iradesi, beyan edildiğinde, dış dünyaya açıklandığından artık kendisinden bağımsızlaşır ve iradenin beyan edilmesi objektif unsuru oluşturur.

Kişinin kendisi ile ilgili olan, kişinin kendi içinde olan şeyler her zaman subjektif unsuru oluşturur. Benzer şekilde kişiyi baz alarak kurulan görüşlere de subjektif görüş denilir. Objektif görüşler ve unsurlar ise artık kişiden bağımsız hale gelmiş görüş ve unsurlardır. Olaylara üçüncü bir kişinin gözünden bakmayı gerektirir.

Peki irade beyanınn açık veya örtülü olması ne demektir?

İrade beyanı açık olduğunda kişi doğrudan sözleşmeyi kurmaya iradesi olduğunu yazılı veya sözlü belirtmiş demektir. Örtülü irade beyanında ise açıkça belirtmemiş, ama iradesinin o yönde olduğunu belirten hareketler yapmış demektir. Mesela bir kişi, bir bakkala girip hiç konuşmadan raflardan bir kaç malzeme alıp, bunları tezgahın üzerine koyduğunda, bunları satın almak yönünde bir irade açıklamasında bulunmuş olacaktır. Aynı şekilde, sürekli alışveriş yaptığınınız kasap size et gönderdiğinde, siz itiraz etmeden eti alır ve kullanırsanız yine örtülü irade açıklaması var demektir.

Sözleşmenin Unsurları

Sözleşmenin unsurları , sözleşmenin içeriğini oluşturan bütün elementlerdir. Bunlar kendi içlerinde sözleşmenin kurulması için varlıklarının şart olup olmamasına göre bir ayrıma tabi tutulurlar.

Sözleşmenin objektif esaslı unsurları; sözleşmenin kurulması için, sözleşmenin türüne göre değişebilen, ama aynı tür sözleşmelerd hep aynı olan unsurlardır.

Mesela satım sözleşmesinin objektif esaslı unsurları mal ve bedeldir. Kira sözleşmesinin objektif esaslı unsurları kiralanan ve kira bedelidir. Objektif esaslı unsurlar sözleşme tiplerine göre farklılık gösterebilir. Ama aynı sözleşme tipinde kişiden kişiye farklılık göstermez. Mesela bağışlama sözleşmesinin objektif esaslı unsuru bağışlanan eşyadır. Bu bütün bağışlama sözleşmelerinde böyledir. Aynı şekilde bütün satım sözleşmelerinde objektif esaslı unsur mal ve bedeldir.

Subjektif esaslı unsur ise, (subjektif olması gerektiğinden anlaşılabileceği gibi) kişiden kişiye değişen esaslı unsurlardır. Subjektif esaslı unsurlar aslında o sözleşme tipinde olmazsa olmaz değildir. Ama sözleşme taraflarından birisinin sözleşmeyi kurma iradesinin oluşması için olmazsa olmazlardandır. Yani kişinin özel istekleri aslında esaslı olmayan bir unsuru esaslı unsur haline getirmektedir.

Mesela satım sözleşmesinde taraflar mal ve bedel üzerine anlaşmışlardır. Ama nakliye işini kimin üstleneceği konusunda anlaşamamışlar, görüşmeler çıkmaza girmiş  ve sözleşme kurulamamıştır. Artık bu taraflar arasındaki mal satımı sözleşmesinin subjektif esaslı unsuru nakliye haline gelmiştir. Çünkü taraflar için çok önemlidir.

Subjektif ve objektif esaslı unsurlar yerine getirilmeksizin sözleşme kurulmuş sayılmaz.

Sözleşmelerin Sınıflandırılması

Sözleşmelerin sınıflandırılması

1. Tek tarafa borç yükleyen – İki tarafa borç yükleyen sözleşmeler

Sözleşmenin kurulabilmesi için her halükarda iki tarafa ve iki irade beyanına ihtiyaç vardır. Yoksa sözleşme olmaz. Ama her sözleşmede iki taraf da borç altına girecek diye bir kural yoktur. İki tarafın iradesinin buluşması ile tek bir taraf borç altına girebilir.

Tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde her iki taraf da birbirine karşı asli edim borçlusudur. Mesela satım sözleşmesinde birsi malın mülkiyetini geçirir, diğeri bedeli öder. Ama eksik iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, bir taraf asli edim borçlusu olurken diğer tarafın borcu bunun karşılığı olabilecek bir borç değildir. Mesela ariyet (kullanım ödüncü) sözleşmesinde, bir taraf diğerine bir malı kullanılmak üzere borç verir. Diğeri kullanır ve daha sonra malı teslim eder. Kullanımı aslında karşılıksızdır. Üzerindeki tek borç kullandıktan sonra malı teslim etmektir. Bu borçlar (malın ödünç verilmesi ve kullanıldıktan sonra teslimi) birbirinin karşılığı değildir.

Tek tarafa borç yükleyen sözleşmelerde ise doğrudan tek bir taraf borç altına girer. Diğer tarafın hiçbir borcu yoktur. Mesela bağışlama sözleşmesi buna bir örnek olarak gösterilebilir.

2. Kanunda düzenlenmiş olup olmamalarına göre sözleşmeler

Kanunda düzenlenmiş olan sözleşmelere isimli sözleşmeler, kanunda düzenlenmemiş olan sözleşmelere isimsiz sözleşmeler denir. Bir sözleşme kanunda düzenlenmemişse ona kanun tarafından bir isim verilmemiş demektir.

Bu sözleşmeler ile ilgili ayrıntılı bilgileri borçlar hukuku özel hükümler kategorisi altındaki yazılarda bulabilirsiniz.

3. İvazlı olup olmamalarına göre sözleşmeler

İvazın anlamı karşılıktır. Bazı sözleşmelerde bir ivazın (karşılığın) olması zorunludur. Bunlarda kişiler elde ettikleri her alacak hakkı için bir de borç yüklenirler. Mesela satım sözleşmesinde bir malın mülkiyetini elde edebilmek için onun bedelini taahhüt etmek zorunludur.

Hukuki İşlemler

Borçlar temelde üç farklı kaynaktan doğabilir. Bunlar; hukukî işlem, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşmedir. Bu yazıda borçların kaynaklarından hukukî işlemlere bir giriş yapacağız. İlk olarak, hukuki işlemlerin hukukî fiil ve hukukî olay ayrımından bahsettikten sonra, hukuki fiillerin çeşitlerine göz atacağız.hukuki işlemler

I. Hukukî olay ve hukukî fiil kavramları

Hukukî olaylar insan iradesi dışında gerçekleşen, hukuken sonuç bağlanmış olaylardır. Mesela, doğum bir doğa olayıdır. İrade dışında gerçekleşir. Ama doğum ile birlikte kişilik başlar. Yani bir hukuki sonucu vardır. İşte bu tür olaylara hukuki olaylar denilmektedir.

Hukuki fiiller ise, fiil kelimesinden de anlaşılabileceği gibi, insan iradesinden ve eyleminden kaynaklanırlar. Mesela sözleşmeler bir hukuki fiil sonucunda kurulurlar. Bu hukuki fiil tarafların karşılıklı irade beyanlarını açıklamalarıdır.

Hukuki fiiller aslında haksız fiiller ve hukuka uygun fiiller olarak da ikiye ayrılmaktadır. Haksız fiil borcun bir diğer kaynağıdır ve daha sonra etraflıca incelenecektir. Bu nedenle onu es geçip doğrudan hukuka uygun fiillere geçebiliriz.

Hukuka uygun fiiller kendi içlerinden üçe ayrılmaktadırlar.

1. Bilgi ve tasavvur (düşünce) açıklamaları

Gerçekleşmiş bir olayın ilgililere bildirilmesi, bir konuda görüşün açıklanması bu kategoriye girer. Buna bir örnek satım sözleşmesinde satıcının sattığı maldaki ayıpları alıcıya bildirmesidir. Bu tür bilgi ve tasavvur açıklamalarına hukuki sonuçlar bağlanmıştır. İhmalleri halinde, ihmal eden taraf bir yükümlülüğünü yerine getirmediği için hukuken sorumlu olabilir ya da bir külfeti yerine getirmediği için hak kaybına uğrayabilir.

2. Duygu açıklamaları

Duygu açıklamaları adı üzerinde kişinin duygularını açığa vurmasıdır. Hukuki düzenin buna sonuç  bağlamayacağı düşünülebilir ama bazı durumlarda duygu açıklamaları da hukuki sonuç doğurur. Mesela zinaya uğramış eş, kendisini aldatan eşini affettiğini açıklarsa artık zina gerekçesi ile boşanma davası açamaz.

3. İrade açıklamaları

İrade açıklamaları hukuki işlemler konusu altında en önemli konudur. Sözleşmeler irade açıklamaları ile kurulur. Hukuki olaylara, bilgi ve tasavvur açıklamalarına, duygu açıklamalarına hukukî sonuçlar bazen bağlanmaktadır evet, ama bunlar istisnalardır. Hukuki sonuçların bağlanıyor olduğu eylem ve olaylar asıl olarak irade açıklamalarıdır.

İrade açıklamaları hukuki işlemler, hukuki işlem benzeri fiiller ve maddi fiiller olmak üzere üçe ayrılır. Hukuki işlem, hukuki sonuç doğurmaya yönelik irade beyanı anlamına gelmektedir.

Hukuki işlem benzeri fiiller, her ne kadar irade açıklamasında bulunan kişinin bir hukuki sonuç doğurmak gibi spesifik bir amacı olmasa da sonuçta hukuki sonuçlar doğuran fiillerdir.

Maddi fiiller ise aslında gerçek anlamda bir irade açıklaması içermez. Maddi fiilde kişinin iradesi doğrudan doğruya hukuki sonuca yönelmiştir. Hukuk düzeni de gerçekleşen sonuca bir bir hukukî sonuç bağlamaktadır.

II. Hukukî işlemlerin sınıflandırılması

A. Gerekli irade beyanı sayısına göre hukuki işlemler

Sözleşme çeşitleriHukuki işlemler, tek, iki ya da ikiden fazla irade beyanı ile sonuç doğuruyor olabilir. Mesela yenilik doğurucu hakların kullanılması tek taraflı irade beyanı ile olur. Sözleşmeler iki taraflı irade beyanlarının birer sonuçlarıdırlar. Bunların yanında kararlar ise (yönetim kurulu kararı gibi) ikiden fazla kişinin irade açıklaması ile hukuki sonuçlarını doğurur.

İki tarafın irade beyanı ile sonuç doğuran hukuki işlemlerden olan sözleşmeler, tek tarafa borç yükleyen sözleşmeler ve iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler şeklinde de ikiye ayrılır. Bu ayrımın irade beyanı sayısı ile ilgili, ya da sözleşmenin taraflarının sayısı ile ilgili olmadığını bilmek gerekir. Bu ayrım sadece sözleşmeye göre bir edim yerine getirmekle borçlu olan kişi sayısı ile ilgilidir.

B. Malvarlığı üzerindeki etkilerine göre hukuki işlemler

Malvarlığı üzerindeki etkilerine göre hukuki işlemler ikiye ayrılır.

İşlemi yapan kimsenin pasifini (borçlarını) çoğaltan işlemlere borçlandırıcı işlemler denir.

İşlemi yapan kimsenin aktifini (haklarını) azaltan işlemlere ise tasarruf işlemleri denir.

Borçlandırıcı işlemde kişi daha sonra bir tasarruf işlemi yapmayı taahhüt etmektedir. Genellikle önce borçlandırıcı işlem sonra tasarruf işlemi yapılır. Mesela bir satım sözleşmesi yapıldığında, taraflardan birisi bedel ödeme borcu altına girer, diğeri de malın teslimi borcu altına girer. Bunlar birer borçlandırıcı işlemdir. Çünkü her ikisi de henüz edimlerini ifa etmemişlerdir. Daha sonra edimlerin ifa edilmesi ise tasarruf işlemidir. Edimin konusu olan bedel ve teslim edilen eşyanın mülkiyeti el değiştirmiştir.

C. Sebebe bağlı olup olmamalarına göre hukuki işlemler

taşınır mülkiyetinin devrinin sebebe bağlılığı veya soyutluğuSebep yapılan hukuki işlemin haklılığını ispata yarayan bir araçtır. Tasarruf işlemlerinin hukuki sebebi onların yapılmasına sebep olan borçlandırıcı işlemdir. Satım sözleşmesi, bir malın karşı tarafa tesliminin ve ödenen bedelin hukuki sebebini oluşturur. Yani ödeme ve teslim sebepsiz yere yapılmamıştır. Satım sözleşmesinde bir sakatlık, geçersizlik meydana gelirse tasarruf işlemi de aynı kadere tabi olur, o da sakat veya geçersiz olur.

Bütün tasarruf işlemleri bir hukuki sebebe, yani borçlandırıcı işleme bağlı olmak zorunda değildir. Tasarruf işleminin geçerli şekilde yapılabilmesi için bir borçlandırıcı işlemin varlığına gerek duyulmuyorsa bu işlemlere soyut (illî) işlemler denilir. Bir borçlandırıcı işlem varsa bile, bu borçlandırıcı işlemin sakatlığı veya geçersizliği tasarruf işlemini etkilemez.

Soyut olmayan yani somut, sebebe bağlı hukuki işlemler ise ilk başta sözleşdiğimiz gibi borçlandırıcı işleme bağlıdırlar.

Hukukumuzda, temel kural sebebe bağlılıktır.  Alacağın temliki ile taşınır mülkiyetinin sebebe bağlı olup olmadığı tartışmalıdır.

Taşınmaz mülkiyeti ise sebebe bağlıdır.

D. Etkilerini göstereceği zamana göre hukuki işlemler

Hukuki işlemler, etkilerini gösterecekleri zamana göre ikiye ayrılırlar. Kişiler hayattayken, sözleşmede belirledikleri bir zamanda ya da sözleşmenin kurulması anında etkilerini gösteren hukuki işlemler sağlararası hukuki işlemlerdir.

Kişilerden birinin ölümü ile etkilerini gösterecek olan hukuki işlemlere ise ölüme bağlı hukuki işlemler denir. Bunlar vasiyetname ya da miras sözleşmesi şeklinde yapılabilirler.

 

Eksik Borçlar

Normal şartlarda, bir borç ilişkisinde taraflardan birisi edim yükümlülüğünü yerine getirmezse diğer tarafın başvurabileceği bazı yollar vardır. Meslea, dava açabilir, dava sonucu elde ettiği ilam aracılığı ile icraya başvurup alacağını tahsil edebilir. Bu tür borçluyu ifaya zorlama yollarının hiçbirine bavurmanın mümkün olmadığı, borçlunun borcunu ödemeyebileceği borçlara eksik borçlar denir. Bu borçlar hukukî olarak ve tam olarak vardır. Yok değildirler. Ancak edimlerin ifası dava edilemez. Borçlu borcu kendiliğinden yerine getirirse, gerçek bir ifa söz konusu olur ve borçlu ifa etmek zorunda olmadığını sonradan öğrenmiş olsa dahi ödediğini geri alamaz. Sebepsiz zenginleşme hükümlerine başvuramaz.

Eksik borçlar kendi aralarında doğuştan eksik borçlar ve sonradan eksik borçlar olmak üzere ikiye ayrılırlar. Bunların eksik borç haline geldikleri  zaman gibi, hüküm ve sonuçları da birbirinden farklıdır.

Doğuştan Eksik Borçlar

A. Kumar ve Bahis Borçları

Kumar ve bahis borçları6098 sayılı TBK m. 604′e göre kumar ve bahis borçları doğuştan eksik borçlardır ve bunlardan doğan alacaklar hakkında dava açılamaz ve takip yapılamaz. Eski kanunda da (818 sayılı BK) kumar ve bahis  borçları düzenlenmişti ve kumar ve bahis borçları alacak hakkı doğurmaz denmekteydi.

Bu borçların dava edilememesi hakimin kendiliğinden incelemesi gereken bir durumdur. Yani borçlu olan tarafın bir defi hakkı ileri sürmesine gerek yoktur. Hakim resen bu borçlar için dava açılamayacağını belirtip davayı reddetmelidir. Bu borçlar mevcut borçlar oldukları için borçlu kendiliğinden ödediyse geri isteyemez.

B. Evlenme Tellallığından Doğan Borçlar

Tellallık, bir işin yapılmasına ücet karşılığında aracılık etmektir. Evlenme tellallığı da bazı yörelerimizin adetlerinde bulunan bir kurumdur. 6098 sayılı kanunun 524. maddesi uyarınca evlenme tellallığından doğan ücret alacakları dava edilemez ve takibi yapılamaz.

C. Ahlaki Görevlerden Doğan Borçlar

Kanunda kimlerin, kimlere nafaka ödemekle yükümlü olduğu beliritlmiştir. Mesela kişiler anne babaları zor duruma düşerse onlara yardım etmekle yükümlüdürler. Altsoy, üstsoy ve kardeşler nafaka vermenin gerekli olduğu durumlarda kanunen gerekli olduğu kişilerdir. Bunların dışındaki tanıdık ve akrabalara karşı ise bir nafaka yükümlülüğü yoktur. Ancak onlara nafaka verilirse aynen doğuştan eksik borçlar gibi geri istenemez.

Sonradan Eksik Borçlar

A. Zamanaşımına Uğramış Borçlar

Zamanaşımına uğramış olan borçlar eksik borçlardır. Ancak sonradan, zaman geçtiği için eksik borç haline gelmişlerdir.

Zamanaşımına uğramış olan borçlar dava edilebilir. Dava hakim tarafından resen reddedilmez, hatta zamanaşımını hakimin hatırlatma yetkisi dahi yoktur. Borçlunun borcunu ödemekten kaçınması için zamanaşımı defisini ileri sürmesi gereklidir. Tüm eksik borçlar gibi zamanaşımına uğramış borçlarda da ifa geri alınamaz.

B. Konkordato Dışında Kalan Borç

Konkordato, borçlunun iflas etmemek için, alacaklıları ile yaptığı borç miktarının indirilmesine ve borçlu yararına düzenlenmesine yarayan bir hukuki işlemdir. Konkordato dışında kalan borç dediğimiz de konkordato ile ortadan kaldırılan miktarlar dışındaki borçlardır. Doktrinde bu borçların durumu tartışmalıdır. Bazıları bunların eksik borç olduklarını ileri sürmektedir.

Borç İlişkisinden Doğan Yükümlülükler

Borç ilişkisinden hakların yanında bazı yükümlülükler de doğmaktadır. Bu yükümlülükler üçe ayrılır. Bunlar; asli edim yükümlülükleri, yan edim yükümlülükleri ve yan yükümlerdir.

Borç ilişkisinden doğan yükümlülükler

Asli Edim Yükümlülükleri

Sözleşmenin esaslı unsurunu oluşturan ve sözleşmenin tipini, çeşidini belirlemeye yarayan yükümlülüklerdir. Borçlunun o sözleşme gereği olarak asıl yapması gereken şeydir.

Yan Edim Yükümlülükleri

Sözleşmelerde genelde taraflar tek bir yükümlülük belirleyip kalmazlar. Başkaca şartlar üzerine de anlaşırlar. Bu şartlar ise asıl sözleşme ile doğrudan ilgili olmayan ama asıl edim yükümlülüğünün yerine getirilmesi için gerekli olabilen şartlardır.

Yan edim yükümlülükleri sözleşmeden doğabileceği gibi kanundan da ve dürüstlük kuralından da doğabilir. Yani kanun belli sözleşme tiplerinde belli yan edim yükümlülüklerinin varlığını belirlemiş olabilir.

Sözleşmede tarafların belirlediği yan edim yükümlülükleri sözleşme ile doğan yan edim yükümlülükleri adını alır. Bunlara örnek olarak satım sözleşmesinde tarafların malın sigorta ettirilmesi konusunda anlaşmasını verebiliriz.

Kanun gereği tarafların yüklendikleri, sözleşmede geçmeyen yan edim yükümlülüklerine ise kanundan doğan yan edim yükümlülükleri adı verilir. Bunlara örnek olarak satılan malın teslim yerinden başka bir yere nakli gerekirse nakliye ücretinin alıcıya ait olmasını verebiliriz. Bu kanunen tarafının belirlendiği bir yükümlülüktür.

Yan edim yükümlülükleri ifa bakımından asli edim yükümlülükleri ile benzerlik taşır. İfa edilmezlerse aynen ifa edilmeleri talep ve dava edilebilir.

Yan Yükümler

Yan yükümler dürüstlük kuralından doğan yüklerdir. Bu tür sorumlulukta “asli edim yükümlülüğü” “yan edim yükümlülüğü” kavramlarının aksine “edim” ifadesi yer almaz. Çünkü bunların aynen ifaları talep ve dava edilemez. Yerine getirilmezlerse ancak uğranılan zararın tazmini istenebilir. Çünkü bu tür yükler zamanında yerine getirilmezse sonradan yapılmalarının çoğu zaman hiçbir anlamı kalmayacaktır. Bunlara örnek olarak bilgilendirme (aydınlatma) yükümünü verebiliriz. Baştan bilgilendirmediğiniz alacaklıyı olan olduktan sonra bilgilendirmenin ne manası olabilir ki?

Bu yükümlere özen gösterme yükümleri, davranış yükümleri de denilebilmektedir.

Yan edim yükümlülüklerinin de dürüstlük kuralından doğabileceğini söylemiştik. Yan edim yükümlülükleri bu yükümlerden aynen ifalarının talep ve dava edilebilmesi yönüyle ayrılmaktadır.

Yan yükümlerdeki eksiklik sözleşmenin kurulmasını engellemez. Yalnızca zarar doğarsa tazmini istenebilir.

Borç İlişkisinden Doğan Haklar

Borç ilişkisinden doğan haklar çeşitli şekillerde sınıflandırılır. Burada her derste öğretilen en temel sınıflandırmadan bahsedeceğiz.

Bu konuda ilk ayrım asli haklar, fer’ î haklar ve tali haklar şeklinde yapılmaktadır.  Bunlar daha sonra kendi içlerinde alt başlıklara sahiptir.

borç ilişkisinden doğan haklar

Borç İlişkisinden Doğan Aslî Haklar

Borç ilişkisinin temelini oluşturan, asli hak alacaklıya talep yetkisi veren alacak hakkıdır. Talep yetkisi alacak hakkının varlığının bir göstergesidir. Alacak hakkı bir yararlanma hakkıdır. Borcun ifasından alacaklı yarar sağlayacaktır. Alacak hakkı ve talep yetkisi farklıdır, çünkü alacak hakkı var iken talep yetkisinin olmadığı durumlar olabilir. Henüz muaccel olmamış, vadesi gelmemiş bir borç ilişkisinin varlığında, alacaklının bir alacak hakkı vardır, ama talep yetkisi yoktur. Yani bu hakkını talep edemez, çünkü henüz vadesi gelmemiştir. Her var olan alacak hakkı talep edilemez.

Borç İlişkisinden Doğan Fer’î Haklar

Fer’î haklar, asli hak olan alacak hakkını genişletmek ya da garanti altına almak için vardırlar. Bu sebepler fer’i haklar asli hakka bağlıdır. Asli hak sona ererse feri hak da sona erer, asli hak geçersiz olursa fer’i hak da geçersiz olur.

Feri haklar alacak hakkını genişleten ve garanti altına alan fer’i haklar olarak ikiye ayrılır.

Alacak hakkını genişleten feri haklar faiz, cezai şart, gecikme tazminatı gibi haklardır. Bunlar var olan alacak hakkının miktarını artırır.

Alacak hakkını güvence altına alan fer’i haklar ise kefalet ve rehin sözleşmelerinin varlığı durumunda bu kişilere karşı öne sürülebilecek haklardır. Bu haklar alacak hakkının yerine getirilmesini sağlamak için bir caydırıcı olarak ve alacaklının hakkını korumak üzere vardırlar.

Borç İlişkisinden Doğan Tali Haklar

Borç ilişkisinden doğan asli ve feri haklar birinci derecede haklardır. Tali haklar ise ikinci derecede haklardır. Bu haklar sözleşmenin asıl konusu ile ilgili değildirler. Edimi güvence altına almak ya da genişletmek gibi bir işlevleri de yoktur. Tamamen alacak hakkından bağımsızdırlar. Bu haklar yenilik doğuran haklar ve defi hakları olmak üzere ikiye ayrılırlar.

Yenilik Doğuran Haklar

Yenilik Doğuran HaklarYenilik doğuran haklar, hak sahibinin tek taraflı irade açıklaması ile bir hukuki ilişkinin kurulmasını, değiştirilmesini ya da bozulmasını sağlayan haklardır. Bu haklar şarta bağlı olarak kullanılamazlar. Kullanıldıkları anda da, yani alacaklının irade açıklamasının borçluya ulaştığı anda tüketilmiş olurlar. Geri alınamazlar. Bu haklar kurucu, değiştirici ya da bozucu olabilirler.

Yenilik Doğuran Hakların Özellikleri

Yenilik doğuran haklar tek taraflı irade beyanı ile kullanılırlar. Karşı tarafın kabulü gerekmez. Ama karşı tarafa bu irade açıklamasının ulaşması gereklidir. Bir sözleşme ile kullanılmazlar.

Bazı yenilik doğuran hakların kullanımında dava açılması gerekebilir.

Bu durumda mahkemenin kararı yenilik doğuran karar olmuş olur.

Yenilik doğuran haklar şarta bağlanamazlar.

Yenilik doğuran hakların kullanılması zamanaşımı süresine değil, hak düşürücü süreye tabidir.

Yenilik doğuran haklar kural olarak devredilebilirler.

Def’i Hakları

Defi HakkıDef’i hakları kaşı tarafın sahip olduğu bir hakkı kullanmasına engel olmak için öne sürülebilen haklardır. Def’i hakkı kullanıldığında artık karşı taraf geçisi ya da kalıcı olarak alacağını talep edemez ve elde edemez. Def’i hakkı da yenilik doğuran haklar gibi tek taraflı irade beyanı ile kullanılır.

Defi hakları dört çeşittir:

  • Geciktirici Def’i: Ödemezlik def’i buna örnek olarak gösterilebilir. Bu tür defiler alacaklının hakkını kullanmasını bir süre geciktirirler. Mesela ödemezlik defiinde alacaklı kendi borcunu yerine getirene kadar alacağını talep edemez. 
  • Kesin Def’i : Kesin def’i alacaklının hakkını kullanmasını gecici bir süre için değil, tamamen engellerler. Bu defiler alacak hakkını sona erdirirler. Zamanaşımı defii buna bir örnektir. Zamanaşımına uğramış bir alacak için zamanaşımı defii ileri sürülürse artık o alacak hiçbir zaman talep edilemez ve ortadan kalkar.
  • Bağımlı Defi: Bu tür defilerin varlığı, dayandıkları hakkın varlığına bağlıdır. Mesela ödemezlik defii bu şekildedir. Çünkü asıl borç ilişkisi sona ererse bu ödemezlik defii hakkı da sona erer.
  • Bağımsız Def’i : Bu tür defiler dayanaklarını oluşturan hakkın varlığına bağlı değildirler. Zamanaşımı defi buna bir örnektir.

 

Def’i ile İtirazın Farkları

Defi, borcu geçici ya da kesin olarak ödememeye ilişkin bir hak, itiraz olaya ilişkin bir savunmadır. Yani itiraz maddi olay ile ilgilidir. Gerçekte borcun olmadığı ya da sona erdiği, sakat olduğu vs. ileri sürülür. Defide ise borcun varlığına dari bir itiraz yoktur. Maddi olayda borcun varlığı kabul edilir, hukuki bir savunmadır. Hukuki olarak, aslında maddi olarak var olan bu borcun ödenemeyeceği savunulur. 

İtiraz taraflarca, ilgililerce ileri sürülebildiği gibi hakim tarafından resen dikkate de alınabilir. Defi ise kural olarak yalnızca defi hakkının sahibi tarafından ileri sürülebilir. Çünkü defi bir haktır ve kullanılıp kullanınılmaması sahibine kalmıştır.

Uluslararası Metinlerde Borçlar Hukuku

Uluslararası Anlaşmalarda Borçlar HukukuUluslararası bir çok metinde, anlaşmada yönergede borçlar hukukunun konuları incelenmektedir. Bunların bazıları hakkında bu yazıda bilgi vermeye çalışacağız.

Avrupa Birliği Yönergeleri

Avrupa Birliği’nin hukukî yönden amaçlarından birisi hukukun yeknesaklaştırılması, tekleştirilmesi, birleştirilmesidir. Bunu sağlamak için de yönergeler çıkarır. Avrupa Birliği’ne üye olan ülkeler belirli süreler içinde hukuklarını bu kurallara uygun hale getirmeye çalışırlar.

Bizim ülkemizde de bu yönergeler önemlidir. Çünkü Avrupa Birliği üyesi bir ülke olmasak da olmak isteyen bir ülkeyiz. Bu isteği göstermenin yollarından birisi de hukukumuzu onlara uygun hale getirmektir.

Bu yönergelere örnek olarak, Tüketici Koruma Kanunu (1991) verilebilir.

Continue Reading >>

Borçlar Hukuku Genel Hükümler Giriş

Borçlar hukuku genel hükümler dersinin giriş dersini aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz. Bu videoda borçlar hukukunun konusu, borçlar hukukunun kaynakları ve borçlar kanununun sistematiği anlatılmaktadır. Eğer video izlemeyi tercih etmezseniz, sizin için videoda anlatılanları, videonun altına ekledik. Oradan okuyarak da öğrenebilirsiniz. İyi dersler…

 

Borçlar hukuku genel hükümler dersi, bazen borçlar genel hukuku diye de adlandırılmaktadır. Bu ders ikinci sınıfın dersidir ve borçlar özel hukukundan önce görülüp geçilmesi gereklidir.

Continue Reading >>

Borçlar Hukukunda Temel Kavramlar

Borç ve Borç İlişkisi

Borç kavramı, alacaklının borçludan istemeye yetkisinin olduğu, borçlunun da yerine getirmesi gereken tek bir edimi ifade eder.

Borç ilişkisi ise adı üzerinde bir ilişkidir. Dar anlamda borçtan çok daha komplikedir. Borç ilişkisi tek bir borçtan oluşabilir, fakat bu borç yerine getirilmediğinde doğan tazminat sorumluluğu borç ilişkisinin bir unsurudur. Borç ilişkisi genelde birden fazla borçtan oluşur. Mesela bir kira sözleşmesinde bir kiracı bir kiralayan vardır ve bunların birbirine karşı tali veya asli birden fazla yükümlülükleri bulunmaktadır. Bazı borç ilişkileri ise tek bir borçtan oluşabilir.

Alacaklı ve Borçlu

Alacaklı kişi borç ilişkisinin aktif sujesi iken borçlu pasif sujedir. Aslında bir edimi yerine getirmesi gereken kişi borçludur ama neden pasif olan odur derseniz; alacaklı aktif sujedir, çünkü onun alacağını talep etme yetkisi vardır.

Borç ilişkisi genelde birden fazla borcu muhteva ettiğine göre, bir kişi bir borç ilişkisi içerisinde hem alacaklı hem de borçlu olabilir.

Edim (Borcun konusu)

Edim alacaklının talep yetkisinin olduğu, borçlunun da yerine getirmesi gerekli olan davranıştır.

Edim konusunda asıl önemli olan, borçlanılan şeyin edimin kendisi mi yoksa edim sonucu mu olduğudur. Borçlanılan şey edimin kendisi ise edimi yerine getirmekle borçlu borcundan kurtulur. Sonucun alacaklının umduğu gibi olup olmaması önemli değildir. Ancak borçlanılan şey edim sonucu ise alacaklının sonuçtan tatmin olması borcun yerine gtirilmiş sayılması için önemlidir.

Edimin özellikleri

  • Edim yerine getirilince alacaklı hukuken tatmin edilmiş olmalıdır.
  • Borç ilişkisinin doğumu sırasında edimin ifası mümkün olmalıdır.
  • Edim belirli veya en azından belirlenebilir olmalıdır.

Edim çeşitleri

  • Şahsi edim – Maddî edim

Borçlunun kişisel özelliklerinin önem taşıdığı edimler şahsi edimlerdir. Bunların bizzat borçlu tarafından yerine getirilmesi gerekir. Borçlunun kişisel özelliklerinin önem taşımadığı, malvarlığının önemli olduğu edimler ise maddî edimlerdir. Bunları borçlu bizzat yerine getirmek zorunda değildir.

Aslında şahsi edim denilince akla gelen şahsa sıkı sıkıya bağlı şahsi edimlerdir. Yani borçlunun kişisel özelliklerinin en ön planda olduğu, (bir ressama resim yaptırmakta ressamın kişiliği gibi) edimlerdir. Bunları borçlunun bizzat yerine getirmesi çok önemlidir.Sadece yardımcı şahıs kullanabilir. Diğer basit şahsi edimlerde ise borçludan başkasının edimi yerine getirmesi mümkün olabilecektir.

  • Olumlu Edim – Olumsuz Edim

borç ilişkisi içinde olumlu olumsuz edimBorç ilişkisinde edimi yerine getirmek için gerekli hareket tarzına göre yapılan ayrım olumlu edim- olumsuz edim şeklindedir.

Olumlu edimler bir şeyi verme ya da bir şey yapma borcu doğururlar. Olmsuz edimler ise ya alacaklının bir şey yapmasına katlanma ve izin vermeyi, ya da alacaklının yapılmasını istemediği bir eylemi yapmamayı gerektirirler.

Verme borçlarına örnek olarak satım konusu malı alacaklıya teslim etme borcunu verebiliriz. Yapma borçlarına bir örnek ise hizmet sözleşmesinde işçinin iş görmesidir.

Olumsuz edimler olan yapmama borçlarına örnek olarak rekabet etme yasağı gösterilebilir. Katlanma borçlarına bir örnek ise geçit hakkında yüklü taşınmaz malikinin alacaklının arazisinden geçmesine katlanması bir örnektir.

  • Ani Edim – Sürekli Edim – Dönemsel Edim

Bu ayrım ifa süresine göre yapılan ayrımdır. Bu ayrım alacaklının elde etmesi gereken menfaati elde ettiği an ile ilgilidir.

Alacaklı elde etmesi gereken menfaati bir anda elde ediyor, bitiyorsa burada bir ani edim söz konusudur. Satılan şeyin bedelinin tek seferde ödenmesi buna bir örnektir. Aynı zamanda bir başka örnek de satılmış olan malın teslimidir. Müteahhidin inşaatı teslim etmesi de bir ani edimdir. Müteahhidin inşaatı yapması elbette bir anda olmayacaktır. Ama müteahhidin inşa ettiği eseri teslim etmesi anlık bir edimdir. Bizim için önemli olan da budur.

Borcu, borçlu sürekli bir eylemle ifa ediyorsa sürekli edim söz konusu olur. Sürekli edime örnek olarak hizmet sözleşmesinde işçinin iş görme borcu verilebilir. İşçinin iş görme borcu bir anda ifa edilip bitmez. Uzun bir süre boyunca sürekli bir eylemi gerektirir.

Dönemsel edim borcu ise, borç zaman içinde düzenli veya düzensiz aralıklarla tekrar tekrar ifa edilmektedir. Buna en güzel örnek kira sözleşmesinde kiracının kira ödeme borcudur. Kira ödeme borcu her ay yeniden yeniden ifa edilmektedir.

  • Asli Edim – Yan Edim

Bu ayrım, edimin borç ilişkisi içerisindeki önemine göre yapılan ayrımdır. Asli edimler, borç ilişkisi içerisinde asıl önemli edimlerdir ve sözleşmelerin tipini belirlerler. Kira sözleşmesine kira sözleşmesi denilmektedir, bu durumda asli edim kira bedeli ve kiracıya malın kullanılmak üzere bırakılması olacaktır. Hizmet sözleşmesinin asli edimi işçinin iş görmesidir.

Yan adim ise asli edimlerin amacına uygun şekilde ifa edilebilmeleri için gerekli olan diğer edimlerdir. Bunlar asli edimin yerine getirilmesini kolaylaştırırlar ya da garanti altına alırlar.

  • Bölünebilir edim – Bölünemez Edim

Kendisine, özüne bir zarar gelmeden, niteliği değişmeden parçalara ayrılabilen edimlere bölünebilir edim, ayrılamayan edimlere ise bölünemez edim denir. Mesela bedel ödeme borcu bölünebilir bir edimdir. Bedelin bir kısmı ödenebilir. Ama bir ressamın sattığı resmi teslim etmesi bölünebilir bir edim değildir. Bir kısmını teslim edip bir kısmını teslim etmeme gibi bir şansı yoktur.

Bu konuda parça borcu – cins borcu ayrımı ve misli eşya- misli olmayan eşya ayrımı gündeme gelir.

Edim belirli ve maddi bir şeye göre belirlenmişse parça borcu, bir cinsin genel özelliklerine göre belirlenmişse cins borcu oluşturur.

Bir de sınırlı cins borçları vardır ki, bunlarda bir cins borcu söz konusudur ancak bu cins borcu olan edim sınırlandırılmıştır. Yani satıcı, alıcıya beş koyun teslim edecektir. Koyun bir cins borcu oluşturur. Ama  bu beş koyunun hangileri olduğu belirlenmiş ise sınırlı cins borcu söz konusu olur.

Edim borcu karşılaştırma, borç ilişkisiParça borcu konusu edim borçlunun kusuru olmaksızın imkansız hale gelirse borç sona erer. Cins borçları ise imkansız olamaz. Çünkü her zaman aynı cins malın temin edilmesi mümkündür. Sınırlı cins borcunda edim konusu borç imkansız hale gelirse borç sona erer. Ancak diyelim ki yukarıdaki örnekteki gibi A’nın B’ye 5 belirli koyun teslim etme borcu var. Bu beş koyunun hepsi ölürse edim imkansızlaşmış olur ve A’nın kusuru yoksa, sorumlu olmaz, borç sona erer. A’nın başka beş koyunu B’ye teslim etme borcu olmaz. Ama bu beş koyunun beşi de değil, ikisi ölürse. A’nın kalan üçünü verme borcu devam eder. Yalnızca ölen ikisi için sorumluluktan kurtulmuş olur.

Misli eşya – misli olmayan eşya ayrımına gelecek olursak;

Misli eşya ölçme, tartma, sayma gibi yollarla tayin edilebilen eşyalardır. Bu yollarla tayin edilemeyen eşyalara ise misli olmayan eşyalar denir. Misli olmayan eşyaların tek başlarına bir ekonomik değerleri vardır. Misli eşyalar ise “bir kilo”, ” üç tane”, “bir paket” gibi kavramlarla ifade edilen eşyalardır. Bir kilo bulgur buna örnektir. Bulgur tek başına, bir ekonomik değer taşımaz.